Temyiz Süresinde Kesinlik: UYAP Kayıt Zamanının Önemi

Temyiz Süresinde Kesinlik: UYAP Kayıt Zamanının Önemi
20 Mart 2025

Temyiz Süresinde Kesinlik: UYAP Kayıt Zamanının Önemi

 

Mahkemelerde temyiz işlemlerinin usulüne uygun ve zamanında yapılması büyük önem arz etmektedir. Yargıtay HGK’nın 20.11.2024 tarihli, E. 2024/158 ve K. 2024/561 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz dilekçesinin sürenin son günü saat 00:00:54’te UYAP sistemine kaydedilmesi, temyiz süresinin kaçırıldığı anlamına gelmektedir.

Bu karar, temyiz işlemlerinde usul kesinliği ve süreye riayet ilkesinin ne kadar titizlikle uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. UYAP sisteminde kayıt saatinin esas alınması, herhangi bir zamanaşımının kesin olarak tespit edilebilmesi için önem taşımaktadır. Dolayısıyla, temyiz dilekçesinin sürenin son anlarında, hatta 00:00:54 gibi geç bir saatte sisteme kaydedilmesi, işlemin usule uygun kabul edilmeyeceğini göstermektedir.

Kararın temel vurgusu, temyiz süresinin kesin bir zaman dilimi içerisinde tamamlanması gerektiğidir. Taraflar, temyiz ve diğer usul işlemlerinde belirlenen süreye eksiksiz uymalı; aksi halde, usul hatası nedeniyle hak kaybı yaşanabileceğini unutmamalıdır. Bu husus, adaletin tecellisi ve işlemlerin kesinliği açısından emsal teşkil eden önemli bir uygulama örneğidir.

Özetle, Yargıtay HGK’nın ilgili kararı, temyiz süresinde zaman yönetiminin ne kadar kritik olduğunu ve UYAP kayıt zamanının bu süreçte belirleyici rol oynadığını açıkça ortaya koymaktadır. Tarafların, benzer durumlarda işlemlerini zamanında tamamlamaları gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinin sürenin son günü saat 00:00:54’te sisteme (UYAP’a) kaydedilmesi durumunda temyizin süresinde yapılmadığına karar vermek gerekmiştir. Yargıtay HGK, E. 2024/158, K. 2024/561, 20.11.2024

 

KARAR:

 

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 16.10.2019 tarihli ve 2019/9 Esas, 2019/588 Karar sayılı kararı ile; 31.08.2000 tarihinde yürürlüğe giren Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliğinin 75/E maddesi ile aynı tarihte yürürlüğe giren Türk Telekomünikasyon A.Ş. İş Mevzuatına Tabi (Kapsam Dışı) Olan Personelin Ücret ve Fazla Çalışma Esaslarının 4 üncü maddesinde işkolunda geçerli olan toplu iş sözleşmesi ile kapsam içi işçilere verilen ücret zammı oranı ve dönemlerinin personel ücretlerine aynen yansıtılacağı hükmüne yer verildiği ancak belirtilen bu düzenlemelerin 26.09.2008 tarihinde yürürlüğe giren Türk Telekomünikasyon A.Ş. İnsan Kaynakları Çalışma Esasları ile yürürlükten kaldırıldığı, iş koşullarında davacı işçinin aleyhine düzenlemeler içeren yeni metnin ise davacıya tebliğ edildiğine veya ücret ve haklarında yapılan aleyhe değişikliğin davacı tarafından kabul edildiğine dair bir belge veya delil dosyaya sunulmadığından davacı işçiyi bağlamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

 

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

 

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 01.11.2022 tarihli ve 2022/2553 Esas, 2022/3697 Karar sayılı kararı ile; davalı işverenin 01.07.2008 tarihinde kabul ettiği İnsan Kaynakları Çalışma Esasları başlıklı iç yönetmeliğin davacıya tebliğ edildiği ancak aleyhe çalışma şartları içeren çalışma esaslarının açıkça kabul edildiği ya da uygulanmasına onay verildiği yönünde davacı tarafından düşülen bağlayıcı bir şerh veya beyan olmadığı gibi 01.07.2008 tarihinden sonra davacının imzaladığı yeni bir sözleşme de bulunmadığından davacı işçiyi bağlayacağının kabul edilemeyeceği, bu nedenle 31.08.2000 tarihli Kapsam Dışı Personel Yönetmeliğine değer atfedilerek İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

 

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

 

2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...2. Uyuşmazlık konusu davada, davalıya ait işyerinde 31.08.2000 tarihinde yürürlüğe giren Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği’nin 75/E maddesi ile aynı tarihte yürürlüğe giren Türk Telekomünikasyon AŞ İş Mevzuatına Tabi (kapsam dışı) Olan Personelin Ücret ve Fazla Çalışma Esasları başlıklı uygulamanın 4 üncü maddesinde “İş kolunda geçerli olan toplu iş sözleşmesi ile kapsam içi işçilere verilen ücret zammı oranı ve dönemleri personel ücretlerine aynen yansıtılır. Genel Müdürün teklifi ve Yönetim Kurulunun kararı ile yansıtılan ücret zammı oranının üzerine artış yapılabilir.” hükmünün mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, davalı işveren Yönetim Kurulunun 01.07.2008 tarihinde kabul ettiği İnsan Kaynakları Çalışma Esasları başlıklı İç Yönetmelik ile 31.08.2000 tarihli Yönetmelik ve Esaslar'ın yürürlükten kaldırıldığı kabul edilmiş ve 01.07.2008 tarihli İç Yönetmelikte kapsam dışı personel bakımından ücrete ilişkin herhangi bir artış oranı ya da dönemi belirlenmemiştir. Diğer taraftan, söz konusu iç yönetmeliğin yürürlüğe gireceği tarih 26.09.2008 olarak belirlenmiştir.

3. Davalı Şirketin 25.02.2015 tarihli ve 16 sayılı kararı ile kabul edilen ve davacının iş sözleşmesinin son bulduğu tarihte yürürlükte olan İnsan Kaynakları Çalışma Esasları'nın 53 üncü maddesinde ise 01.07.2008 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları'nın yürürlükten kaldırıldığı kabul edilmiş ve adı geçen düzenlemenin 52 nci maddesinde de esasların çalışanlara tebliğ edildiği tarih itibarıyla yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

4. Somut uyuşmazlıkta; davacının 2006 yılına kadar imzaladığı iş sözleşmelerinin ücrete ilişkin 7 nci maddesinde toplu iş sözleşmeleri ile kapsam içi işçilere verilen ücret zammı oranının ve dönemlerin kapsam dışı personelin ücretlerine aynen yansıtılacağı düzenlemesi mevcut olup, 10.02.2006 tarihli iş sözleşmesi de kapsam dışı olarak devam edecek 1. tip iş sözleşmesi olarak imzalanmıştır.

5. Davacı tarafça 01.07.2008 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları başlıklı İç Yönetmelik 26.09.2008 tarihinde tebellüğ edilmiş ancak bu yeni yönetmeliğin kabul edildiğine ilişkin herhangi bir belge dosya kapsamına sunulmamıştır. Taraflar arasındaki 10.02.2006 tarihli iş sözleşmesinden sonra, davacının yapılan değişiklikleri kabul ettiğine dair beyanını içeren yeni bir sözleşmenin de imzalanmadığı dikkate alındığında, önceki düzenleme metinlerini yürürlükten kaldıran 01.07.2008 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları başlıklı İç Yönetmelik davacı işçiyi bağlamayacaktır. Ancak davacının çalıştığı süre içerisinde davalı işyerinde yürürlükte bulunan en son İnsan Kaynakları Çalışma Esasları 25.02.2015 tarihinde davalı Şirketin Yönetim Kurulunca kabul edilmiş ve 2008 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları'nda olduğu gibi kapsam dışı personeller için kapsam içi personele yapılan ücret zamlarının uygulanmasına dair bir hüküm öngörülmemiştir. Davacı tarafça da 25.03.2015 tarihinde 2015 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları'nın tebellüğ edildiği ve tebellüğ belgesinde açıkça yeni çalışma esaslarının kabul edildiği açıklanmıştır.

6. Belirtilen sebeplerle, 25.03.2015 tarihli tebellüğ belgesi ile muvafakat edilen İnsan Kaynakları Çalışma Esasları başlıklı İç Yönetmelik'te kapsam dışı personel için kapsam içi personele yapılan ücret zamlarının uygulanmasına dair bir hüküm öngörülmediğinden; dava konusu fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacağı taleplerinin zamanaşımı def'i de göz önünde bulundurularak 07.01.2014 tarihinden 2015 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları'nın davacı açısından yürürlüğe girdiği 25.03.2015 tarihine kadar hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken anılan yön düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararında "Davacı tarafça da, 25.03.2015 tarihinde 2015 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları'nın tebellüğ edildiği ve tebellüğ belgesinde açıkça yeni çalışma esaslarının kabul edildiği açıklanmıştır." hususu belirtilmişse de, dosya kapsamında anılan belgenin bulunmadığı, emsal nitelikte davanın kabulüne dair verilen kararların temyiz incelemesi neticesinde onaması (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.01.2023 tarihli ve 2022/16428 Esas, 2023/355 Karar sayılı kararı) yanında, Mahkemece verilen kararın belirtilen gerekçe ile bozulmasının hukuki güvenilirlik ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

 

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

 

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili, kararda dosya içerisinde bulunan 2015 yılı Kapsam Dışı Çalışma Esasları’nın tebliğine dair belgeye neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını, gerek 11.02.2019 tarihli gerekse 26.05.2022 tarihli müzekkere cevaplarının eklerinde ve ayrıca bir önceki temyiz dilekçesi ekinde 25.02.2015 tarihli tebliğ evrakını sunduklarını, buna rağmen tebliğ belgesinin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

 

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının çalıştığı süre içerisinde davalı işyerinde yürürlükte bulunan ve Yönetim Kurulunca 25.02.2015 tarihinde kabul edilen ve 2008 tarihli İnsan Kaynakları Çalışma Esasları’nda olduğu gibi kapsam dışı personeller için kapsam içi personele yapılan ücret zamlarının uygulanmasına dair bir hüküm içermeyen İnsan Kaynakları Çalışma Esasları’nın davacı işçiye 25.03.2015 tarihinde tebliğ edilip edilmediği ve davacının açıkça yeni çalışma esaslarını kabul edip etmediği, buradan varılacak sonuca göre dava konusu alacakların zamanaşımı def’i de dikkate alınarak 07.01.2014 tarihinden 25.03.2015 tarihine kadar hesaplanarak mı hüküm altına alınması yoksa yeni çalışma esaslarını kabul etmediği değerlendirilerek mi hesaplama yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

 

D. Ön Sorun

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce direnme kararını temyiz eden davalı vekilinin temyiz isteminin süresinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.

 

E. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 7 ve geçici 1 inci maddeleri.

 

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 90, 94, 118, 343, 345, 361, 366 ve 445 inci maddeleri.

 

 

3. Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 208 inci maddesi.

 

2. Değerlendirme

1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.

 

2. Süre; bir yükümlülüğün yerine getirilmesi ya da bir işlemin yapılması için yasa, yargıç ya da ilgili kişi tarafından belirlenen zaman olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 1029).

 

3. Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde sonuca en kısa zamanda ulaşılması için mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler vardır ve her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile de kanuni bir değer kazanan bu zaman aralıklarına "süre" denilmektedir.

 

4. Yargılama hukukunda taraflar haklarını belirli bir süre içinde kullanılmak zorundadır (Aziz Serkan Arslan, Covid-19 Salgını Sebebiyle İcra Takiplerine İlişkin Düzenlemelerin Değerlendirilmesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Mayıs-Haziran 2020, Sayı:148, s. 223). Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzusuna ve inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.

 

5. Bir uyuşmazlık mahkemeye taşınmış olmakla kamu alanına, toplumun da çıkarını ilgilendiren bir platforma aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle bir davanın makul sürede sona erdirilmesinde en az taraflar kadar toplumun da yararı bulunmaktadır.

 

6. Şu hâlde süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi, uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.

 

7. Sürelerin önemli bir kısmı taraflar için konulmuştur. Tarafların ilgili işlemleri belirlenen süreler içerisinde yapmaları gerekir. Süresi içinde yapılmayan işlemlerin tekrar yapılması mümkün olmayıp süreye uymayan taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için öngörülen süreler kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından tayin edilen süreler olmak üzere iki grupta toplanabilir. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir. Cevap süresi, istinaf ve temyiz süresi gibi. Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı mahkemece resen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir.

 

8. Nitekim "Sürelerin belirlenmesi" başlıklı 6100 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi; "(1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez." şeklindedir.

 

9. Burada yeri gelmişken sürelerin hesaplanmasına ilişkin düzenlemelere değinilmelidir. 6100 sayılı Kanun'un 92 nci maddesinde göre; "1)Süreler gün olarak belirlenmiş ise tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter.

(2) Süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter". Öte yandan yandan resmî tatil günleri, süreye dâhil olup sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter (6100 sayılı Kanun md. 93).

 

10. Süreler, yapılacak işlemler bakımından önemli olduğundan süresinde bir işlem yapılmadığında hak kaybı olacağından süreler konusunda dikkatli olunmalıdır. Bir süreden bahsediliyorsa sürenin kanunda mı düzenlendiği yoksa hâkim tarafından mı verildiği, kesin olup olmadığı göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca süre hesaplamalarında üç şey önem taşımaktadır. Bunların tespit edilmesi gereklidir. Bunlar; sürenin başlangıç anı, sürenin ne kadar olduğu, ne zaman sona erdiği ve son günü. Hafta, ay veya yıl olarak hesap edilen sürelerde sürenin başladığı güne son hafta veya ay ya da yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde süre biter. Örneğin bu hafta Çarşamba günü yapılan tebligat üzerine başlayan bir haftalık süre, sonraki hafta Çarşamba günü sona erecektir. Ay olarak hesaplanan sürelerde, sürenin başlaması ay sonuna rastlarsa ve sürenin bittiği ayda böyle bir gün yoksa o ayın son günü süre bitmiş sayılır (6100 sayılı Kanun md. 92/2) (Güray Erdönmez, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, 15. Baskı, İstanbul, 2017, s. 468-469).

 

11. Başka bir deyişle gün olarak tayin edilen sürelerde ilk gün (tefhim veya tebliğ günü) hesaba katılmaz, süre son günün tatil saatinde biter. Hafta veya ay olarak tayin edilen süreler, sürenin başladığı güne son haftada veya ayda tekabül eden günün tatil saatinde biter. Mesala Pazartesi günü başlayan bir haftalık süre, ertesi haftanın Pazartesi günü tatil saatinde biter. 3 Martta işlemeye başlamış olan 3 aylık bir süre 3 Haziran günü tatil saatinde biter (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, 6. Baskı, Cilt V, 2001, s.5456-5457).

 

12. Öte yandan yukarıda da belirtildiği üzere hâkim tarafından sürenin belirlenebildiği durumlar var ise de kanunda belirlenen süreler üzerinde hâkimin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. 6100 sayılı Kanun'un "Kesin süre" başlıklı 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Kanunun belirlediği süreler kesindir." denilmek suretiyle bu hususa vurgu yapılmıştır.

 

13. Sürelere ilişkin yapılan genel açıklamalardan sonra bir davanın ne zaman açılmış sayılacağına sonrasında ise somut olay bakımından önem taşıyan temyiz dilekçesinin verilmesi ile ilgili düzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un "Davanın açılma zamanı" kenar başlıklı 118 inci maddesi;

“(1) Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır. Dava dilekçesine davalı sayısı kadar örnek eklenir.

(2) Dava dilekçesinin kaydına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir.” hükmünü haiz olup bu maddeye göre davanın açılmış sayıldığı tarih olarak açıkça kayıt tarihi esas alınmıştır.

 

14. Bilindiği üzere iş mahkemeleri tarafından verilen kararların yargılama usulü ve kanun yollarına ilişkin 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (7036 sayılı Kanun) uygulanmakta olup Kanun'un geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 1 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre ilk derece mahkemeleri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden önce verilen kararlar, karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tâbidir. 25.10.2017 tarihinden sonra verilen kararlar ise 7036 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir.

 

15. İlk Derece Mahkemesince verilen karar tarihinde yürürlükte bulunan 7036 sayılı Kanun'un “Yargılama usulü ve kanun yolları” başlıklı 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası ise “12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.” şeklindedir.

 

16. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un temyiz edilebilen kararları düzenleyen 361 inci maddesinde bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.

 

17. Ayrıca 6100 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinde istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352 nci maddelerindeki hükümlerin temyizde de kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir. Bu anlamda olmak üzere 6100 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 343 üncü maddesinde;“(1) İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir. İstinaf dilekçesi hangi mahkemeye verilmişse, o mahkemece bölge adliye mahkemesi başvuru defterine kaydolunur ve başvurana ücretsiz bir alındı belgesi verilir.

(2) Kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmiş olan istinaf dilekçesi, bu mahkemece yukarıdaki fıkraya göre işlem yapıldıktan sonra kararı veren mahkemeye örnekleriyle birlikte gönderilir. Bu durum derhâl mahkemesine bildirilir.

(3) İstinaf yoluna başvurma tarihi konusunda 118 inci madde hükmü uygulanır…”, 345 inci maddesinde ise; "(1) İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır." düzenlemesi bulunmaktadır.

 

18. UYAP sistemi, sistemi kullanacak kişinin ihtiyacına göre 2007 yılından itibaren kullanıma başlanan avukat portalı, vatandaş portalı, bilirkişi portalı, arabuluculuk portalı gibi pencerelerden oluşan ve amaca göre sisteme üyelik ve giriş prosedürleri olan Türk yargısının temel taşlarından biridir (Aziz Serkan Arslan, E-Duruşma Hukuk Yargılamasında Video Konferans Yöntemi (HMK m. 149), İstanbul, 2023, s. 27).

 

19. Gelinen noktada UYAP'ta yapılan elektronik işlemler ve elektronik tebligat üzerinde durulmalıdır. Bilindiği üzere UYAP vasıtasıyla bilişim teknolojilerinin yaygın olarak tüm Türkiye yargı birimlerinde kullanılması ve bu suretle kullanıcıların kendilerini ilgilendiren bilgi ve belgelere ihtiyaç duymaları hâlinde hızlı ve kolay şekilde bu belgelere ulaşabilmeleri sağlanmıştır. Her türlü bilgi ve belge alışverişi de UYAP üzerinden elektronik ortamda ve anlık denebilecek kısa sürede gerçekleştirilebilmektedir. Yargı sisteminin parçası olarak avukatlar, sistemde vekâleti bulunan dava dosyalarını UYAP'tan yararlanarak inceleyebilme, bu dosyalardan örnek alabilme, elektronik imza ile sistemdeki dava dosyalarına evrak ekleyebilme, yeni dava dosyası açabilme, harç ödeyebilme ve temyiz edebilme olanaklarına sahiptirler. Tüm bu işlemler yapılırken bilgi ve belgelerin son hâli, değişmez ve güvenli bir şekilde veri tabanında saklanmakta ve belgeler üzerinde yapılan işlemler UYAP evrak işlem kütüğünde (doküman oluşturma, düzenleme, imzalama, açma, okuma ve yazdırma gibi) kayıt altına alınmaktadır. Kayıt altına alınan evrak üzerindeki işlemleri yapan şahsın adı soyadı, sıfatı, birimi, yapılan işlemin niteliği, tarih ve saati sistemde saklanmaktadır (Anayasa Mahkemesinin 21.07.2020 tarihli ve 2017/15649 Başvuru numaralı kararında da benzer açıklamalara yer verilmiştir).

 

20. Elektronik işlemlere ilişkin düzenlemeye 6100 sayılı Kanun'un 445 nci maddesinde yer verilmiş olup bu maddeye göre; "(1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır.

(2) Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir. Bu Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgeler ayrıca fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz.

(3) Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir.

(4) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.

(5) Mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir".

 

21. 6100 sayılı Kanun'un 445 inci maddesine dayanılarak hazırlanan ve 06.08.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanmak suretiyle yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’in “Kanun yoluna başvuru işlemleri” başlıklı 208 inci maddesinde ise;

"(1) Kanun yoluna başvuru dilekçesi, ön büro veya yazı işlerinde görevli personele teslim edilir.

(2) Kanun yoluna başvuru dilekçesi harca tabi değilse hemen, harca tabi ise harç ödendikten sonra kaydedilir ve başvuru sahibine ücretsiz alındı belgesi verilir.

(3) Alındı belgesi, kanun yolu dilekçesinin sisteme kaydedilmesi üzerine verilen belgedir. Alındı belgesi, mahkemenin adını, dosyanın esas ve karar numarasını, karar tarihini, tarafların ve varsa müdahillerin ad ve soyadlarını, davanın konusunu, başvurulan kanun yolu merciini, başvuru tarih ve saatini içerir.

(4) Kanun yolu başvurusu, kanun yolu dilekçesinin kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır.

(5) Başka yer mahkemesine verilen kanun yoluna başvuru dilekçelerinde de yukarıdaki hükümler uygulanır. Başka yer yazı işleri müdürü veya görevli personel teslim aldığı dilekçe ve eklerini elektronik ortama aktarır, fizikî evrakı da gecikmeksizin ilgili mahkemeye gönderir.

(6) Herhangi bir nedenle elektronik ortamda işlem yapılamaması hâlinde durum bir tutanakla tespit edilir ve işlem fizikî ortamda yapılır. Elektronik sistem açıldığında fizikî ortamda yapılan işlemler gecikmeksizin elektronik ortama aktarılır. Bu durumda kanun yolu başvuru dilekçesi tutanağın düzenlendiği tarihte verilmiş sayılır.

(7) Fiziksel ortamda kanun yolu başvurusu mesai saatleri içinde yapılır.

(8) Gerçek kişilerin UYAP Vatandaş Bilgi Sistemi üzerinden, tüzel kişi temsilcilerinin UYAP Kurum Bilgi Sistemi üzerinden kanun yolu başvuru dilekçeleri gönderebilmeleri için güvenli elektronik imza sahibi olmaları gerekir. Gerçek ve tüzel kişiler elektronik ortamda yapacakları kanun yolu başvurusunun harcını elektronik ortamda mahkeme veznesinin bağlı olduğu banka hesabına aktarırlar. Kanun yolu başvurusu, dilekçenin sisteme kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır. İşlem sonucunda başvuru sahibinin elektronik ortamda erişebileceği bir alındı belgesi oluşturulur.

(9) Taraf vekillerince UYAP üzerinden güvenli elektronik imza ile kanun yolu başvuru dilekçesi gönderilebilir. Bu işler için ayrıca elle atılmış imzalı belge istenmez. Avukatların UYAP Avukat Bilgi Sistemi üzerinden kanun yolu başvuru dilekçesi gönderebilmeleri için güvenli elektronik imza sahibi olmaları gerekir. Kanun yolu harçları avukat tarafından elektronik ortamda mahkeme veznesi hesabına aktarılır. Ayrıca bu işlemlerin Barokart veya kredi kartı gibi ödeme araçlarıyla yapılması sağlanabilir. Kanun yolu başvurusu, dilekçenin sisteme kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır. İşlem sonucunda başvuru sahibinin elektronik ortamda erişebileceği bir alındı belgesi oluşturulur.

(10) Elektronik ortamda kanun yolu başvurusu saat 00:00’a kadar yapılabilir.

(11) Kanun yoluna başvurulan dava veya işler, görevli daire doğru bir şekilde belirlendikten sonra kanun yolu formu ve dizi pusulası UYAP üzenden hazırlanarak ilgili mercie gönderilir." düzenlenmesi mevcuttur.

 

22. Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin dördüncü fıkrası ve Yönetmeliğin 208 inci maddesinin onuncu fıkrasına göre elektronik ortamda yapılan işlemlerle ilgili süre mesai saati sonunda değil, gün sonunda biter. Burada 6100 sayılı Kanun'un 92 nci ve 93 üncü maddelerinde geçen “tatil saati" veya "çalışma saati” ifadelerinden farklı olarak “gün sonu” kavramı kullanılmıştır. Böylece avukatların ve vatandaşların saat yirmi dörde kadar elektronik ortamda rahat bir şekilde sıraya girmeden işlem yapmaları imkânı sağlanmıştır (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/574), www.tbmm....tr, Erişim Tarihi: 28.11.2024, s. 169). Anılan hükümlerden hareketle örneğin UYAP üzerinden verilen dilekçeler bakımından sürenin sonu, gün sonu saat 23.59.59 olup ilgili işlemin 00.00'a kadar yapılmış olması gerekmektedir.

 

23. Bu anlamda olmak üzere elektronik ortamda dava, 00.00'a (gece yarısı, ertesi güne sarkmadan) kadar açılabilir veya kanun yolu başvurusu saat 00.00'a kadar yapılabilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanununda Süreler The Legal Time Periods Regulated in Civil Procedure Code, Yaşar Üniversitesi E-Dergisi, Cilt:8, Sayı: Özel, 2013, s.3183).

 

24. Öte yandan, elektronik tebligat, elektronik ortamda 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 1 nci maddesinde sayılan tebligatı çıkaran merci tarafından tebligata elverişli bir elektronik adres kullanılarak ve 01.01.2019 tarihinden itibaren Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden ilgili kişiye yani muhataba hakkında yapılan işlemin bildirilmesi, bu bilgilendirmenin belgelendirilmesi işlemidir (Mine Akkan, 7201 sayılı Kanunla Elektronik Tebligat Konusunda Getirilen Yeni Düzenlemeler ve Değerlendirilmesi, 7201 sayılı Konkordato ve Elektronik Tebligat Konularında Getirilen Yenilikler, İstanbul, 2018, s. 155).

 

25. Elektronik tebligata ilişkin düzenleme 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile 7201 sayılı Kanun'a 7 nci maddeden sonra gelmek üzere eklenen madde ile yapılmış olup maddeye göre "Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir.

Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.

Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.

 

Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir".

 

26. İlgili hükümde de açıklandığı üzere elektronik tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı için kişinin aleyhine olan süreler bu tarihten sonra işlemeye başlayacaktır. Bu nedenle elektronik tebligat, muhataba uzun bir bilgilenme zamanı tanımaktadır. Bilgilendirmenin yanı sıra elektronik tebligat, teslim, belgelendirme ve ispat açısından da normal bir tebligata göre daha faydalıdır (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 2022, s. 52-54).

 

27. Bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde, direnme kararının davalı vekiline elektronik tebligat yoluyla 18.11.2023 tarihinde (Cumartesi günü) tebliğ edildiği, temyiz harcının davalı vekili tarafından 04.12.2023 tarihinde (Pazartesi günü) saat 22.38'de yatırılması sonrasında temyiz dilekçesinin 04.12.2023 tarihinde saat 23.55.34'te elektronik imza ile imzalandığı, temyiz dilekçesinin ise 05.12.2023 tarihinde saat 00.00.54'te oluşturularak sisteme kaydedildiği anlaşılmaktadır.

 

28. Öncelikle ifade etmek gerekir ki temyiz hakkının kullanılabilmesi için sadece temyiz harcının yatırılması yeterli olmayıp kanun yolu başvuru dilekçesinin de fiziki ortamda havale ettirilmesi ya da UYAP üzerinden gönderilmesi gerekmektedir. Buna göre temyiz dilekçesinin kaydedildiği tarihte kararın temyiz edilmiş sayılacağı kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2023 tarihli ve 2022/9-232 Esas, 2023/553 Karar; 21.06.2022 tarihli ve 2021/4-451 Esas, 2022/974 Karar sayılı kararları).

 

29. Açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre direnme kararının davalı vekiline elektronik tebligat yoluyla 18.11.2023 tarihinde tebliğ edilmesiyle başlayan iki haftalık temyiz süresinin 04.12.2023 tarihinde saat 23.59.59 itibarıyla sona erdiği, temyiz dilekçesinin ise bu süreden sonra sisteme kaydedildiği anlaşıldığından temyiz başvurusunun süresinde yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Önemle vurgulamak gerekir ki davalı vekilince temyiz harcının süresinde yatırılması yeterli olmayıp, temyiz dilekçesinin de süresinde verilmesi ve sisteme kaydedilmesi gerekmektedir. Ayrıca temyiz dilekçesi davalı vekili tarafından 04.12.2023 tarihinde saat 23.55.34'te elektronik imza ile imzalanmış ise de elektronik imza ile belge imzalamanın UYAP ortamında yapılan bir işlem olmadığı gözetildiğinde davalı vekilinin temyiz başvurusunun süresinde olmadığı açıktır.

 

30. Somut olayın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkı bakımından değerlendirilmesine gelince; bilindiği üzere Anayasanın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasanın 36 ncı maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Anayasa Mahkemesinin 22.11.2023 tarihli ve 2021/26038 Başvuru numaralı kararı, § 22, 23). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise mahkeme hakkının hukukun temel prensibi olduğunu, bu hak olmaksızın hakkaniyete uygun, aleni bir yargılamadan ve gecikmesizin kişinin dinlenmesinden söz edilemeyeceğini böylece adil yargılanma hakkının içerdiği güvencelerden yararlanmanın olanaksız hâle geleceğini kabul etmektedir. Bununla beraber, temyiz veya istinaf mahkemesi gibi üst mahkeme hakkı 6 ncı maddenin zorunlu kıldığı bir güvence değildir. Bir davanın açılması veya temyizine ilişkin "süre sınırlamaları" hukuki güvenliği ve adaletin iyi bir biçimde işlemesi açısından gerekebilir. Kanun yolu süresi iç hukukta yer alan kurallara aykırı bir biçimde hesaplanmışsa ya da sürenin aşırı formel nedenlerle geçirildiğine karar verilmişse ya da alt mahkeme kararının tebliğ olanağı olmasına rağmen tebliğ edilmemesi nedeniyle süre aşılmışsa mahkeme hakkının ihlâl edilmiş olduğu kabul edilebilmektedir. Diğer taraftan temyiz yolunu harekete geçirmek için öngörülen süre yeterince uzunsa, başvurucunun da menfaatini korumak için üzerine düşeni yapması beklenir (Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi 4, Ankara, 2018, s.1-30).

 

31. Bu açıklamalara göre, somut olayda elektronik tebligat yapılması sebebiyle daha uzun bir bilgilenme zamanı bulunan davalı vekiline tebliğin yapıldığı tarihten itibaren iki hafta olan temyiz süresi son gün cumartesi gününe denk geldiğinden iki gün daha uzadığı, son gün olan pazartesi günü gün sonuna (00.00'a) kadar temyiz etme hakkı bulunmasına rağmen temyiz dilekçesinin bu süre sona erdikten sonra sisteme kaydedildiği ortadadır. Yukarıda da açıkça ifade edildiği üzere kanunda belirlenen süreler üzerinde hâkimin tasarruf yetkisi bulunmamakta olup bu süreler yargılamanın her iki tarafı açısından geçerlidir. Sürelerde yapılacak esneme hukuki güvenliği zedelemek anlamına gelip bu husustaki esnemenin gidebileceği son nokta da öngörülememektedir. Bu hâliyle yapılan değerlendirme kanunda belirtilen sürenin uygulanması olup aşırı şekilcilik teşkil etmemektedir.

 

32. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı vekilinin temyiz iradesini temyiz harcını yatırması ve temyiz dilekçesini elektronik imza ile imzalaması ile ortaya koyduğu, buna göre temyiz dilekçesinin 00.00.54'te sisteme kaydedilmesi nedeniyle temyiz iradesinin yok sayılmasının mahkemeye erişim hakkının engellenmesi anlamına geleceği, davalı vekilinin temyizi süresinde olduğundan ön sorunun bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

 

33. Hâl böyle olunca, davalı vekilinin temyiz isteminin süreden reddine karar vermek gerekmiştir.

 

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı vekilinin temyiz isteminin 6100 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanun’un 352 nci maddesi uyarınca süre yönünden REDDİNE,

 

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

 

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

20.11.2024 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

 

 

 

"K A R Ş I O Y"

 

Anayasanın 90 ıncı maddesiyle iç hukukun bir parçası hâline gelen ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme niteliğinden dolayı kanunlar karşısında öncelikli konumda olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir. Yargısal temel haklar açısından Sözleşmenin en önemli hükümleri 6 ncı maddede düzenlenen “adil yargılanma hakkı” ve 13 üncü maddede düzenlenen “etkili bir hukuki yola başvurma” hakkıdır. Sözleşmenin 6 ncı maddesinde düzenlenen ve adli mekanizmanın işleyiş ve organizasyonunda bireye bir dizi usuli güvence sağlayan bir haklar bütünü olan adil yargılanma hakkı, usul hukukuna ilişkin koruma mekanizması içermesi ile bir adalet standardı oluşturur (Billur Soydan Yaltı–Vergi Dünyası Dergisi).

 

Adil yargılanma hakkı ve etkin başvuru imkânını yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir yargı sisteminde istinaf ve temyiz yolları kabul edilmişse bunların adil yargılanmanın gereklerine uygun olarak işletilmesi gereğine vurgu yapmıştır.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, iç hukukta kanun yolunun öngörülmesi hâlinde, bu yola başvuru hakkının etkili bir biçimde kullanabiliyor olması gerektiğini kabul eder. Aksi hâlde mahkemeye erişim hakkının ihlâli ortaya çıkar.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasada tanınan bir hakkın ihlâl edildiğini iddia eden herkes mahkemeye erişim hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı Türk Hukukunda bütün uyuşmazlıklarda korunması gereken bir haktır.

 

Mahkeme hakkı, hak aramak için mahkeme önüne gidebilme imkanının gerçekten, fiilen ve etkili bir biçimde mevcut olmasını gerektirir. Mahkeme hakkı sadece hukuken öngörülen sınırlamaların değil, fiilen öngörülen sınırlamaların da kaldırılmasını gerekli kılar. Bununla beraber mahkeme hakkı mutlak bir hak olarak görülmemektedir. Devlet bu konudaki düzenlemesini yaparken bir takdir alanına sahiptir. Mahkeme haklarına getirilen sınırlamalarda meşru bir amaç gütmeli, hakkın özünü zedeleyecek şekilde olmamalı, güdülen amaçla orantılı ve ölçülü olmalıdır.

 

Anayasa Mahkemesine göre, usul kurallarının hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine, davaların yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olacaktır.

 

Anayasa Mahkemesi, “… öngörülen koşulların açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yorumlanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yoluna başvurma haklarını kullanamadığı takdirde mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğini…” kabul etmektedir.

 

Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır (Tolga Akkaya –Modern Usul Hukukunda İstinaf).

 

Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir.

Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar.

 

Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkansız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz.

 

Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da hatalı hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğini kabul etmek gerekir (Garanti Bank. A.Ş. B. No:2013/4553, 16.04.2015, 42).

 

Bir mahkemeye başvurusu hakkının yasal birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmalıdır (Walchli/Fransa, B.No35787/03 26.07.2007/29).

 

Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılanmanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine, kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olacaktır (AİHM B, No:36998/02, 27.07.2006,24).

 

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 445 inci maddesi, "....Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir...... Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter..." hükmünü içermektedir.

 

Somut uyuşmazlıkta; direnme kararının davalı vekiline elektronik tebligat yoluyla 18.11.2023 tarihinde (Cumartesi günü) tebliğ edildiği, temyiz yoluna başvuru için sürenin son gününün 04.12.2023 olduğu, davalı vekilinin elektronik ortamda 04.12.2023 saat 22.38'de temyiz harcını yatırdığı, 04.12.2023 saat 23.55.34'de temyiz dilekçesini kaydettiği, sisteme girişin ise 05.12.2023, saat 00.00.54'de yapıldığı anlaşılmaktadır.

 

04.12.2023, saat 22.38'de temyiz harcı yatırılmakla, temyiz iradesinin ortaya konulduğu, 23.55'de temyiz dilekçesi kaydedilerek bu iradeinin daha sağlam hâle getirildiği, sisteme giriş yapılırken 54 saniyelik bir gecikmeden dolayı temyiz iradesinin yok sayılmasının mahkemeye erişim hakkının ağır ihlali anlamına geleceğini düşündüğümden, Sayın Çoğunluğun temyiz talebinin süreden reddine ilişkin kararına katılmıyorum.

 

 

 

İçeriklerimiz

Fazladan Ödenen Kira, Zımni Anlaşma Sayılır mı? - fazladan-oedenen-kira-zimni-anlasma-sayilir-mi

Fazladan Ödenen Kira, Zımni Anlaşma Sayılır mı?

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 28 Mart 2023 tarihli kararına (E. 2023/907, K. 2023/2083) göre, kiracının belirlenen kira bedelinden fazla ödeme yapması, taraflar arasında zımni bir anlaşma olduğu anlamına gelmez. Tüm detaylar bu yazımızda!!

Sözleşmenin Gerçek Niteliklerinin Belirlenmesi: Kira Sözleşmesi mi, İş Sözleşmesi mi? - soezlesmenin-gercek-niteliklerinin-belirlenmesi-kira-soezlesmesi-mi-is-soezlesmesi-mi

Sözleşmenin Gerçek Niteliklerinin Belirlenmesi: Kira Sözleşmesi mi, İş Sözleşmesi mi?

Taraflar arasında ürün (hasılat) kirasının varlığı bakımından, kira sözleşmesinin sözlü hatta zımni olarak yapılmasının dâhi mümkün olması karşısında mutlaka yazılı kira sözleşmesi...

Boşanma Protokolüne Dayalı Alacaklarda İtirazın İptali ve Hak Düşürücü Süre Sorunu - bosanma-protokoluene-dayali-alacaklarda-itirazin-iptali-ve-hak-duesueruecue-suere-sorunu

Boşanma Protokolüne Dayalı Alacaklarda İtirazın İptali ve Hak Düşürücü Süre Sorunu

Islahla artırılan miktar yönünden itirazın iptali davası için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması halinde, hak düşürücü sürenin re’sen dikkate alınması gerekir;...

Kamu İhalelerinde İtiraz Ücreti İadesine Anayasa Mahkemesi Engeli - kamu-ihalelerinde-itiraz-uecreti-iadesine-anayasa-mahkemesi-engeli

Kamu İhalelerinde İtiraz Ücreti İadesine Anayasa Mahkemesi Engeli

Anayasa Mahkemesi 25/12/2024 tarihinde E.2024/85 numaralı dosyada, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen dördün...

İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi: Güncellenen Tebliğ Düzenlemeleri - ithalatta-haksiz-rekabetin-oenlenmesi-guencellenen-teblig-duezenlemeleri

İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi: Güncellenen Tebliğ Düzenlemeleri

Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan "İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/1)", ithalatta haksız rekabetin önlenmesine yönelik yeni düzenlemele...

Kat Mülkiyeti Kanunundan Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk Zorunluluğu - kat-m-ue-lkiyeti-kanunundan-kaynaklanan-uyusmazliklarda-dava-sarti-arabuluculuk-zorunlulugu

Kat Mülkiyeti Kanunundan Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk Zorunluluğu

Kat Mülkiyeti Kanunundan (KMK) kaynaklanan uyuşmazlıklar, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve 7155 sayılı Ticari Davalarda Dava Şartı Olarak Arabuluculuk Kan...

Düzeltme ve Cevap Hakkı Basın Özgürlüğünü Sınırlayabilir mi? - duezeltme-ve-cevap-hakki-basin-oezguerlueguenue-sinirlayabilir-mi

Düzeltme ve Cevap Hakkı Basın Özgürlüğünü Sınırlayabilir mi?

Anayasa Mahkemesi, 5 Eylül 2024 tarihli kararında (B. No: 2018/18910), bir köşe yazısıyla ilgili olarak yargı kararıyla yayımlatılan düzeltme ve cevap metninin içeriğinin orantısız...

Balkonun Odaya Katılması İçin Oybirliği Şartı: Yargıtay’dan Emsal Karar - balkonun-odaya-katilmasi-icin-oybirligi-sarti-yargitay-dan-emsal-karar

Balkonun Odaya Katılması İçin Oybirliği Şartı: Yargıtay’dan Emsal Karar

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 02.05.2016 tarihli ve E. 2015/9972, K. 2016/7042 sayılı kararında, balkon ile odalar arasındaki duvarın yıkılarak balkonun kapalı alana dâhil edilmesini...

İşçinin Okuryazarlık Durumu, İstifa Dilekçesinin Geçerliliğini Etkiliyor! - iscinin-okuryazarlik-durumu-istifa-dilekcesinin-gecerliligini-etkiliyor

İşçinin Okuryazarlık Durumu, İstifa Dilekçesinin Geçerliliğini Etkiliyor!

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2024 tarihli ve E. 2024/9537, K. 2024/14568 sayılı kararında, okuma yazma bilmeyen bir işçiden alınan istifa dilekçesine hukuki itibar gösterilemeyeceği vurgulandı. Tüm detaylar bu yazımızda!!

Adres
BALGAT MAH. DOKTOR SADIK AHMET CADDESİ KREŞ APT. NO:49/1 ÇANKAYA ANKARA

İletişim Formu

YASAL UYARI

Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği’nin meslek kuralları bağlamında bilgilendirme amaçlı olup reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.