Nişanlanma ve Nişanlanmanın Sonuçları

Nişanlanma ve Nişanlanmanın Sonuçları
Toplumumuzda evlilik öncesi aşamalar arasında öne çıkan nişanlanma, karşılıklı irade beyanıyla gerçekleşen ve hukuki sonuçlar doğuran bir sözleşme niteliğindedir. Bununla birlikte, nişanlanma sürecinin yanında “nişanlılık” kavramı da yer almakta olup, her iki terim eş anlamlı değildir.
Nişanlanma ve Nişanlılık Kavramlarının Ayrımı
- Nişanlanma: Karşılıklı irade beyanı ile ortaya çıkan sözleşme niteliğindedir. Bu sözleşme, taraflar arasında belirli hukuki sonuçlar doğurur ve evlilik öncesinde yükümlülükler getirebilir.
- Nişanlılık: Nişanlanma sözleşmesinin sonucunda oluşan, aile hukuku kapsamına giren ancak hukuki açıdan evlilik kadar bağlayıcı olmayan statüdür. Nişanlılık, tıpkı evlilik gibi belirli bir medeni hali ifade eden, sui generis nitelikte bir ilişkidir.
Türk Medeni Kanunu ve Aile Hukuku literatüründe Nişanlanma ve Nişanlılık kavramları farklı açılardan ele alınmıştır:
- Aile Hukuku kitabının Birinci Ayırımının başlığı “Nişanlılık” kavramını içerirken,
- Türk Medeni Kanunu’nun 118. maddesinde Nişanlanma, 119. maddesinde ise Nişanlılık kavramı ayrı başlıklar altında düzenlenmiştir.
Bu düzenleme, her iki kavramın da hukuki ve toplumsal bağlamda kendine has özellikleri olduğunu göstermektedir.
Nişanlanma, kültürel ve geleneksel açıdan aileler arası güven, bağlılık ve evlilik planlarının teminatı olarak kabul edilir. Ancak hukuki bağlayıcılığı evlilik kadar güçlü olmadığı için, nişan bozulduğunda taraflar arasında maddi ve manevi zarar iddialarına zemin hazırlayabilmektedir.
Şimdi ise Nişanlanmanın Hukuki Niteliğini ele alalım.
Nişanlanmanın Hukuki Nitelikleri
Nişanlanmanın hukuki niteliğinin doktrin içinde tartışmalı olmasının nedeni, nişanlılığın hukukun yarattığı resmi bir müessese değil, toplumsal kabul görmüş ve şekillendirilmiş bir yaşam olgusu olarak ortaya çıkmasıdır. Bu sebeple, müessesenin hukuki niteliğini açıklamaya yönelik olarak; bazı görüşler nişanı sözleşme, bazıları karar, bazıları ise hukuki ilişki şeklinde tanımlamayı önermektedir. Şimdi bu görüşlere bir göz atalım.
- Sözleşme Görüşü:
Kanun koyucunun Nişanlılık ilişkisini düzenleme tarzı ve sistemi, Nişanlanmayı “sözleşme” görüşüyle açıklayanları destekler niteliktedir. Öncelikle, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 118. maddesine karşılık gelen İsviçre Medeni Kanunu’nun 90. maddesinin Fransızca metninde kenar başlık “Nişanlanma Sözleşmesi” olarak belirlenmiştir. Ayrıca, kanun koyucu, Nişanlanmayı sebepsiz veya haksız şekilde bozanı tazminat ödemekle yükümlü kılmış; bu durum, tazminatın bir sözleşme ilişkisinin varlığını işaret ettiğini göstermektedir. Bunun yanında, TMK’nın 118. maddesinin fıkrasının 2. bendinde “Nişanlanma” terimi kullanılmaktadır. Öyleyse, özellikle küçükler söz konusu olduğunda, nişanlanma yasal temsilcinin iznine bağlı olarak yükümlülük doğurmakta ve genel anlamda hak ve yükümlülükler, kural olarak bir sözleşmeden kaynaklanmaktadır.
Ek olarak, TMK’nın 119. maddesinin fıkrasının 2. bendine göre, Nişanın bozulması halinde önceden ödenmiş cezai şartın veya cayma tazminatının geri istenememesi, zımni olarak nişanın hukuki niteliğinin bir sözleşme olduğunu gösterdiği yönünde yorumlar da mevcuttur.
Nişanlanmayı “sözleşme görüşü”yle açıklayanlar arasında ise görüş ayrılıkları bulunmaktadır; bazıları nişanlanmayı ön sözleşme, bazıları bağımsız bir sözleşme, bazıları ise aile hukukuna özgü bir sözleşme olarak tanımlamaktadır.
- Nişanlanmanın Bir “İtimat İlişkisi” Olduğu Görüşü:
Bu görüşe göre, nişanlanmanın hukuki niteliği bir sözleşme olarak kabul edilemez; nişanlanma, sosyal hayatın bir yansımasıdır. Taraflara eda yükümlülüğü getirmeyen nişanlanmanın temelinde, itimadın yaratılması ve tekeffül edilmesi yatar; yani nişanlanma, tarafların evlenme sözleşmesini yapmaya hazır olduklarına açıkça inanmış olmalarına dayanır. Nişanlanmadan rücu da bu itimadın sarsılmasından kaynaklanır. Nişanlanma, ileride gerçekleşecek evliliğe yönelen bir devamlılık ilişkisi olup, hukuki değerini bir anlaşmadan değil, itimattan alır. Ancak bu görüş çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Eleştirilerden biri, evlenme vaadinin olmadığı bir ilişkide nişanlanmanın hangi andan itibaren mevcut sayılacağının belirlenmesidir. Nişanlanmanın başlangıç zamanının tespiti, daha sonra ortaya çıkabilecek sorunların çözüme kavuşturulması açısından önemlidir. Ayrıca, taraflardan biri böyle bir görünüm uyandırmış olsa da, nişanlanmayı istemiyorsa, artık nişanlanmanın varlığından söz edilemez.
- Nişanlanmanın “Tarafların İradelerinin Yöneldiği Bir Karar” Olduğu Görüşü:
Nişanlanmanın hukuki niteliğinin “karar” olduğunu savunan bir görüşe göre, nişanlıların ortak amacının evlenmek olması nedeniyle menfaat ve iradeleri aynı hedefe yönelmektedir. Bu durumda, nişanlanma; nitelik ve yapı farklılıkları olan bir ön sözleşme ya da bağımsız bir sözleşme olarak açıklanamaz. Hukuki niteliği bakımından nişanlanma, yalnızca bir karardan ibarettir.
Bu görüşü savunanlara göre, borçlar hukuku sözleşmelerinden farklı olarak nişanlanmada tarafların açıkladıkları iradeler birbirine zıt değil, aksine aynı yöndedir. Bir başka deyişle, nişanlanmada iki ayrı irade mevcut olsa da bu iradeler arasında bir uyum ve paralellik söz konusudur. Nişanlanma, işte bu aynı yöndeki iradelerin birleşmesiyle meydana gelir. Bu nedenle, böyle bir irade birliğinden doğan hukuki ilişki “sözleşme” değil, bir “karar” olarak tanımlanmalıdır.
Bu görüş, doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmıştır. Eleştirilerin temelini, iradelerin zıt ya da aynı yönde olmasının, sözleşmeler ile kararların birbirinden ayrılması için yeterli bir kriter oluşturmayacağı düşüncesi oluşturmaktadır.
Nişanlanmanın Hukuki Sonuçları
Nişanlanma, aile ve borçlar hukukuna ilişkin unsurlar içeren bir hukuki ilişki olup, taraflara bazı hak ve yükümlülükler getirdiği Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 118. maddesinde belirtilmiştir. Ancak, TMK’nın nişanlanmaya ilişkin hükümleri arasında bu hak ve yükümlülükler ayrıntılı olarak düzenlenmemiştir.
Bu eksiklik, TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük ilkesi çerçevesinde tamamlanmaktadır. Buna göre, nişanlanmayla birlikte taraflar, birbirlerine karşı hayat tecrübelerinin, genel ahlak kurallarının ve örf-adetlerin gerektirdiği yükümlülükler altına girerler.
Ayrıca, TMK’nın 120. maddesinden çıkarılan sonuca göre, nişanlılar, ortak geleceklerini imkânsız hale getiren, tehlikeye düşüren veya beklenmeyecek şekilde zora sokan her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdürler.
Nişanlanmanın beraberinde getirdiği yükümlülükler ve haklar ayrı ayrı incelenebilir:
- Yükümlülükler Yönünden
Nişanlanma ile taraflar bazı yükümlülükler altına girer. Nişanlanmadan doğan asıl yükümlülük, evlenme sözleşmesini yapmaktır. Buna ek olarak, nişanlılığın doğasından kaynaklanan sadakat yükümlülüğü ve karşılıklı yardım yükümlülüğü de yan yükümlülükler arasında yer alır.
Kanun koyucu, nişanlılara bu yükümlülükleri getirirken, evlenmenin tarafların serbest iradelerine dayanması esasından hareket etmiştir ve bu esası zedeleyecek her türlü düzenlemeden kaçınmıştır. Bu yaklaşımın en önemli göstergelerinden biri, nişanlılığın taraflara evlenmeye zorlama hakkı tanımamasıdır (TMK m.119/I).
Ayrıca, nişanlanmadan cayma halinde cayma tazminatı veya cezai şart ödenmesini öngören anlaşmalar geçersiz sayılmış; ancak bu kapsamda yapılmış olan ödemelerin geri istenemeyeceği hükme bağlanmıştır (TMK m.119/II).
Bu düzenlemelerin ortak amacı, nişanlıların evlenme kararını baskıdan uzak ve tamamen serbest iradeleriyle almalarını sağlamaktır.
- Haklar ve Yetkiler Yönünden
Nişanlılık, taraflara bazı haklar ve yetkiler kazandırır.
Bu haklar şunlardır:
- Tanıklıktan kaçınma hakkı (TMK m.170)
- Hâkimlikten veya Hakemlikten kaçınma hakkı (Hâkimin veya hakemin kendisini reddetme hakkı) (TMK m.171)
- Haksız fiillerden doğan haklar (TMK m.172)
- Mal rejimi sözleşmesi yapma hakkı (TMK m.173)
- Ölüme bağlı tasarruflardan doğan haklar (TMK m.174)
Bu haklar, nişanlılık statüsünün taraflara kazandırdığı hukuki yetkiler çerçevesinde şekillenir.
Nişanlılığın Sona Ermesi ve Sonuçları
Nişanlılık, bazı sebeplerin varlığı veya ortaya çıkması halinde sona erer. Ayrıca, bu durumun bazı yasal sonuçları vardır:
Nişanlılığın Sona Ermesi:
- Evlilik ile sona ermesi
Nişanlanma, ileride yapılacak evliliğin ilk adımı ve bir başlangıç niteliğindedir. Bu nedenle nişanlılar, bir an önce “Nişanlı” statüsünden “Evli” statüsüne geçmeyi arzularlar. Nişanlılığın en doğal ve en mutlu şekilde sona erme nedeni de, nişanlıların birbirleriyle evlenmeleridir.
- Nişanlılığın Evlilik Dışında Sona Ermesi
- Nişanlılığın tarafların iradesi dışındaki bir sebeple sona ermesi :
- Nişanlılardan birinin ölümü
- Sürekli olarak kesin bir evlenme engelinin meydana çıkması
- Ayırt etme gücünün sürekli kaybı veya evlenmeye engel olacak akıl hastalığı
- Nişanlılığın taraf iradeleriyle veya bir nişanlının irade beyanıyla sona ermesi
- Nişanlılığın karşılıklı anlaşma ile ortadan kaldırılması (sona erdirilmesi)
- Nişanlılığın tek taraflı irade beyanı ile sona ermesi
Nişanlılığın Sona Ermesinin Sonuçları
Nişanlılık sona erdiğinde, taraflar eski kişisel statülerine geri döner. Nişanlılıktan doğan borçlar ve yükümlülükler de bu sona erme ile birlikte ortadan kalkar. Kanunkoyucu, nişanlılardan birinin haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozabileceğini kabul etmiştir. Ancak Türk Medeni Kanunu, bu gibi durumların bazı malvarlığı (mameleki) sonuçları doğuracağını da öngörmüştür.
Bu çerçevede kanunkoyucu, bir yandan nişanı sona erdirme hakkını tamamen nişanlının iradesine bırakırken, diğer yandan bu kararın bazı mali riskleri beraberinde getirdiğini kabul etmiştir. Türk Medeni Kanunu’nda, nişanlılığın sona ermesine ilişkin iki temel yaptırım düzenlenmiştir:
- Hediyelerin Geri Verilmesi: Nişanlılık sürecinde verilen hediyelerin, nişanın sona ermesi durumunda iadesi öngörülmüştür.
- Tazminat Talepleri: Haklı bir neden olmaksızın nişanın bozulması halinde, zarar gören taraf belirli koşulların varlığı halinde tazminat talep edebilir:
- Maddi Tazminat: Nişanın sona ermesinden kaynaklanan mali zararların karşılanması talep edilebilir.
- Manevi Tazminat: Nişanın sona ermesi nedeniyle kişilik hakları zedelenen taraf, uğradığı manevi zararlar için tazminat isteyebilir.
Nişanın Bozulmasından Doğan Davalar ve Zamanaşımı Süresi
Türk Medeni Kanunu’nun 123. maddesine göre, nişanın bozulması sebebiyle açılacak maddi ve manevi tazminat davaları ile hediyelerin iadesine ilişkin davalar, nişanın bozulduğu tarihten itibaren en geç bir yıl içinde açılmalıdır. Bu zamanaşımı süresi, nişanın sona erdiği olayın türüne bakılmaksızın işlemeye başlar.
Nişanın Bozulması Kavramı
Nişanın bozulması kavramı, farklı durumları kapsar:
- Nişandan rücu (vazgeçme)
- Nişanın feshi
- Bozucu şartın gerçekleşmesi
- Evliliğin imkânsız hale gelmesi
- Taraflardan birinin ölümü
- Tarafların karşılıklı rızasıyla nişanın sona erdirilmesi
Zamanaşımı Süresinin Başlangıcı
TMK m.123’e göre, zamanaşımı süresi doğrudan doğruya nişanlılık ilişkisinin sona erdiği tarihte başlar. Diğer nişanlının bu olayı ne zaman öğrendiği zamanaşımının başlaması açısından önem taşımaz. Ancak bu düzenleme, bazı durumlarda adaletsiz sonuçlar doğurabilir. Örneğin, nişanlı erkeğin gizlice evlenmesi halinde, sürenin nişanın bozulduğu tarihte başlaması, olaydan haberi olmayan tarafın aleyhine bir durum yaratır. Bu nedenle, bazı hukukçular zamanaşımı süresinin, nişanın bozulduğunun öğrenildiği tarihten itibaren başlamasının daha adil olacağını savunmaktadır.
Zamanaşımı Süresinin Amacı ve Uygulaması
Kanun Koyucu, nişanın bozulmasından doğan davalar için öngörülen sürenin dengeli olmasına özen göstermiştir. Bu süre:
- Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların bir an önce çözümlenmesine olanak tanıyacak kadar kısa,
- İlk öfkenin yatışıp, tarafların uzlaşma ihtimalini ortadan kaldırmayacak kadar uzun tutulmuştur.
Zamanaşımı süresinin kesilmesi veya durdurulması sebepleri hakkında ise Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uygulanır (BK m.127, 132, 133, 140).
!! EK BİLGİ: Suçla Bağlantılı Durumlarda Uzun Zamanaşımı
Nişanın bozulması bir suçla bağlantılı ise, manevi tazminat davasında Ceza Kanunu’nda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresi uygulanır (BK m.102, 423). Özellikle evlenme vaadiyle kandırılarak cinsel ilişki kurulması gibi durumlar, bu kapsamda değerlendirilebilir.
Son Olarak;
Nişanlanma, aile hukukunun sosyal ve ahlaki boyutunu yansıtan; ancak hukuken evlilik kadar bağlayıcı olmayan bir süreçtir. Nişan bozma durumunda, tarafların uğradığı maddi ve manevi zararların tespiti, somut olayın özelliklerine ve mahkemenin değerlendirmesine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. İnternette en çok merak edilen konular arasında, nişan bozması halinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin ne olduğu, yazılı taahhütlerin geçerliliği ve son dönemdeki mahkeme kararlarının etkileri öne çıkmaktadır. Mevcut hukuk sistemi çerçevesinde, nişanlanmanın sonuçları olay bazında ele alınmakta ve tartışmalar, gelecekte olası mevzuat yeniliklerine zemin hazırlamaktadır.
Aile Hukuku, Velayet Davası Hukuku Avukatlık ve Danışmanlık Ücretleri 2024
Aile hukuku, velayet davası avukatlık ve danışmanlık ücretleri müvekkil ile avukat arasında somut olayın özelliklerine göre değişkenlik gösterir ve taraflar arasında serbest bir biçimde belirlenmektedir. Barolar belirli aralıklarla yol gösterici olması sebebiyle asgari ücret tarifeleri yayınlamaktadırlar. Hukuk Büromuz tarafından Ankara Barosu Avukatlık Tavsiye Ücret Tablosu dikkate alınmaktadır. Söz konusu tarifeler Baroların bulunduğu şehrin ve genel olarak ülkenin ekonomik koşulları, avukatların çalışma şartları ve ilgili diğer parametreler baz alınarak düzenlendiğinden bu tarifeler uygulamadaki ortalama ücretlere tekabül etmektedir. Ancak yine de belirtmek gerekir ki dava türü aynı olsa bile her iş kendi özelinde farklı iş ve işlemler gerektirdiğinden her dosya için belirlenen ücretlendirme farklı olabilir. Ayrıca Türkiye Barolar Birliği de her yıl asgari ücret tarifesi yayınlamaktadır. Bu noktada tekrar hatırlatmak gerekir ki Avukatlık ücretleri avukat ve müvekkil arasında; asgari ücret tarifesi, çalışma saatleri, davaya hazırlık süreci, delil toplama işlemleri, savunma stratejilerinin belirlenmesi, duruşmalar, müvekkil ile iletişim, avukatın deneyimi, uzmanlığı, bulunduğu şehir veya bölge gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.
** Önemle belirtmek gerekir ki bu yazıdaki bilgilerin tamamı genel bir bilgilendirme içermekte olup hukuki danışmanlık ve reklam gibi algılanmamalıdır. Yaşanılan her bir olay ve uyuşmazlığın bağımsız biçimde ayrı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Ayrıca her bir hukuki konu ve meselenin çözümü uzman bilgisi gerektirmektedir. Bu sebeple de karşı karşıya kaldığınız hukuki uyuşmazlıklar ve olaylar için yetkin bir avukattan hukuki danışmanlık almanızı, Yargıya taşınan uyuşmazlıklar açısından da dosyalarınızı yetkin bir avukat aracılığı ile takip etmenizi öneririz. Yukarıdaki makale ile ilgili olarak veya her türlü hukuki destek ve danışmanlık için büromuz ile iletişime geçebilirsiniz.
İletişim Formu
YASAL UYARI
Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği’nin meslek kuralları bağlamında bilgilendirme amaçlı olup reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.